BAŞBAKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN "MEDENİYETLER İTTİFAKINDA KADIN" KONULU ULUSLARARASI KONFERANSTA YAPTIKLARI AÇILIŞ KONUŞMASI
28 Ocak 2006, İSTANBUL

MEDENİYETLER İTTİFAKINDA KADIN

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sözlerime başlamadan önce, medeniyetler ittifakını daha ileri boyutlara taşımak üzere bir araya gelen seçkin bir topluluğa hitap etmekten duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim.

Medeniyetler ve kültürler arasındaki diyalog eksikliği günümüzün en önemli meseleleri arasında yer almaktadır.

Bu sebeple, dünya kadınlarının söz konusu eksikliğin giderilmesinde oynayabileceği rolü tanımlayacak bu konferansı önemli bir girişim olarak değerlendiriyorum.

Dünyanın farklı bölgelerinden birçok saygın ismin dünyanın sayılı kültürel merkezlerinden biri olan İstanbul'da bir araya gelmesi bu kongrenin ne kadar önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini açıkça göstermektedir.

Bu vesileyle, kongrenin düzenlenmesinde öncü rol oynayan Devlet Bakanımız Sayın Nimet ÇUBUKÇU'ya ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Medeniyetler ittifakında kadınların oynayabileceği role değinmeden önce, üzerinde hassasiyetle durduğumuz medeniyetler ittifakı girişimine neden ihtiyaç duyulduğundan kısaca söz etmek istiyorum.

Toplumların ve devletlerin önyargılardan kurtulup, kültürel, sosyal, siyasi ve ekonomik alışverişlerde bulunmaları barış ve istikrarın vazgeçilmez unsurudur.

Özellikle de yaşadığımız küreselleşme çağında artık milletler arasındaki fiziki duvarlar yıkılmış, setler ortadan kalkmıştır.

Dünya artık setler ardında yaşayanların dünyası değildir.

Ancak geride hala aşılması gereken, aşmamız gereken bir engel vardır.

O da geçmişin önyargılarından beslenen psikolojik duvardır.

Dünyada medeniyetler çatışması tezleri zemin bulabiliyorsa işte bundandır.

Oysa küreselleşmenin imkanlarından da yararlanarak, bunu bir fırsata dönüştürerek insanlık artık bu psikolojik duvarı da yıkmalı, bu önyargıları geride bırakmalıdır.

Küreselleşen dünya, medeniyetler ittifakının konuşulduğu bir dünya olmalıdır.

Günümüzde toplumlar arasındaki mesafe ve sınırlar önemini kaybetmekte, yerkürenin her köşesi birbirine yakınlaşmaktadır.

Maalesef yine de, toplumlar arasında hala istediğimiz seviyede bir sıcaklık, bir diyalog zemini kurulamamıştır.

Dünya, Soğuk Savaş gibi korku ve nefreti besleyen bir dönemden hızla küreselleşmeye geçtiği için toplumlar birbirlerinin hukukunu tam olarak koruyamamaktadır.

İnsanlık küreselleşmeye hazırlıksız yakalanmıştır.

Toplumlar, "öteki" olarak gördüklerine yakınlaştıkça, birbirlerini anlamak yerine, kendi değerlerini zorla kabul ettirmeyi tercih etmişlerdir.

Daha adil bir dünya için güç ilişkilerinin yerini insani değerlerin alması şarttır.

Medeniyetler çatışması tezinin senaristleri ise dünyayı güç ilişkilerinden ibaret görüyorlar.

İnsanlığı kültürel ve dini kimlik temelinde sınıflandıran ve medeniyetler arası çatışmanın kaçınılmaz olduğunu iddia eden bu teori biliyoruz ve samimiyetle inanıyoruz ki yanlıştır.

Diyalog ve uzlaşmaya imkan tanımayan çatışma teorisi, mücadelenin taraflarından biri üstün gelmedikçe sona ermeyecek bir kıyamet senaryosuna işaret etmektedir.

Değerli Konuklar,

Biz bu senaryoları tümden reddediyoruz.

Hiçbir sorunu çözmeyen, aksine toplumları birbirine düşman etmek suretiyle küresel ölçekte istikrarsızlığı körükleyen bu tür öngörüleri, senaryoları kabul etmemiz mümkün değildir.

Bu tezler insanlığın muhtaç olduğu barış ve adaleti imkansız gören hakkaniyetsiz tezlerdir.

İnanıyorum ki, insanlık aklını kullanarak, vicdanına kulak vererek bu felaket senaryolarını bertaraf edecektir.

Hiçbir anlayış bizi, insanoğlunun özünde çatışmacı, yıkıcı, kan dökücü, bozguncu olduğu iddiasına inandıramaz.

Çünkü biz, insanı "eşrefi mahlukat" olarak gören bir inanç ve medeniyet perspektifine sahibiz.

Gelecek nesillere barış ve istikrar dolu bir dünya bırakma sorumluluğunu yaşayan herkes, farklı kültürlere, farklı geleneklere, farklı inançlara sahip toplumlar arasında sağlıklı bir diyalog başlatılması için aktif bir tutum

sergilemelidir.

İnsanlığın geleceği adalet zemininde ilerlemeye, devlet ve toplumlar arası ilişkilerin karşılıklı anlayış ve saygı temeline oturtulmasına bağlıdır.

Bunun için, farklılıklarımızdan korkmayan, ortak değerlerimizden güç alan ve işbirliğini öne çıkaran yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

Türkiye bu alandaki özel konumunun ve sorumluluğunun bilinci içinde elinden gelen çabayı göstermektedir.

Bu noktada, herkes tarafından sık sık dile getirilen bu özel konumumuza da açıklık getirmek istiyorum.

Gerçekten, Türkiye'nin bu özel konumu nereden kaynaklanmaktadır ve bize ne tür sorumluluklar yüklemektedir?

Esasen, tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan ve bugün de dünyanın önemli kültürel, ekonomik ve sosyal merkezleri arasında bulunan İstanbul'da geçirdiğiniz kısa süre bile size bu özel konumumuzu anlatmak için yeterli olmuştur.

Özellikle Avrupa Birliği'ne üyelik hedefimizin, ülkemizin küresel birleştirici ve kaynaştırıcı rolü bakımından önemli bir sembol haline geldiğini de belirtmek isterim.

Nitekim, Türkiye'nin AB üyeliği yönünde kat ettiği mesafe, bugün farklı kültürler arasında ortak evrensel değerler temelinde kurulabilecek bütünleşmenin çarpıcı ve başarılı bir örneğidir.

Başka bir ifadeyle, dünyanın medeniyetler ekseninde birbirine karşı kamplara bölünmeye çalışıldığı, terörün giderek daha yıkıcı ve acımasız hale geldiği bu dönemde, Türkiye'nin birleştirici kimliği önemli bir değer olarak ortaya çıkmaktadır.

Saygıdeğer Konuklar,

Türkiye olarak biz, medeniyetler arası diyalogda özel bir rolümüz olduğunu biliyor, bunu en etkin şekilde hayata geçirmek için gereken bütün gayreti gösteriyoruz.

11 Eylül saldırılarından hemen sonra, 70 ülkeden, yaklaşık 1 milyar insanı temsil eden Avrupa Birliği ile İslam Konferansı Örgütü üyelerini ilk kez bir masa etrafında; daha da önemlisi ortak değerler temelinde ülkemizde buluşturduk.

Türkiye, bugün de BM Genel Sekreteri'nin himayesinde başlatılan Medeniyetler İttifakı girişiminin İspanya ile birlikte Eş-başkanlığını yürütmektedir.

Bu girişimlerin ardında yatan temel felsefe, insanlığın kültürel ve dini farklılıklarının, onları bir arada tutan ortak değerlerle bir bütün içinde ele alınmasına ihtiyaç olduğudur.

Biliyoruz ki toplumlara ışık tutan her kültürün ve dinin özünde benzer ideal ve değerler vardır.

Şimdi yapılması gereken bu müşterek değerleri her zeminde görünür kılmak, yüksek sesle güçlü biçimde savunmaktır.

Bu değerler hiçbir medeniyetin, hiçbir ülkenin, hiçbir zümrenin tekelinde değildir, olamaz.

Evrensel değerler tarih boyunca tüm toplumların katkılarıyla gelişen ortak bir medeniyetin ayrılmaz parçalarıdır.

İnsanlığı öz değerlerine döndürecek politikalar geliştirmemiz, dünyanın geleceği için hayati önem taşımaktadır.

Saygıdeğer Konuklar,

Medeniyetler İttifakı, bütün dünyada adalet kavramını ön plana çıkarmak üzere oluşturulmuş kapsamlı bir girişimdir.

Medeniyetler ittifakı ötekini anlamanın ötekini yargılamaktan daha önemli olduğuna dikkat çeken bir barış projesidir.

Medeniyetler ittifakı kültürel farklılıklar arasındaki fay hatlarını ortadan kaldıran bir insanlık idealidir.

Ve en önemlisi, bu ittifakın eyleme dönük bir strateji benimsemiş olmasıdır.

Nitekim girişim bünyesinde, farklı kültürleri temsil eden uluslararası alanda saygın 20 kişi BM Genel Sekreteri'nin çabalarıyla bir araya gelmiştir.

Böylece yeni bir oluşum, diyalog ve işbirliği söylemini uygulamaya geçirebilecek somut tedbirleri belirlemek üzere çalışmalarına başlamıştır.

Söz konusu grubun geçtiğimiz Kasım ayında yapılan ve benim de bizzat açılışına katıldığım toplantısında çok değerli fikirler ortaya atılmış, eylem planının ilk unsurları belirlenmiştir.

Bu çalışmalarda, kadınların ve gençlerin oynayabileceği role özel bir önem verildiğini de bilhassa belirtmek isterim.

Zira tarih boyunca kadınlar, dünyanın her yerinde kendi toplumlarının en üretken kesimini teşkil etmişlerdir.

Bu açıdan evrenselliği oldukça iyi kavramış olan kadınların medeniyetler ittifakına fevkalade önemli katkılar yapacağına bütün içtenliğimle inanıyorum.

Kadınlar devletlerin demokratikleşmesinde etkili olmuş; üretime ve yönetime katılma imkanına erişen kadınlar, toplumsal gelişme çabalarında etkin roller üstlenmişlerdir.

Kadını özel alana hapseden, kamu alanından dışlayan; cinsiyet ayrımcılığına dayalı, baskıcı ve tutucu anlayışlar medeni olamaz.

Medeniyet, kadınların seslerini daha fazla duyurmalarının, siyasete, yönetime, çalışma hayatına daha etkin katılmalarının önünün açılmasını gerektirir.

Toplumun temel dinamiği olan ailede ağırlıklı bir rol üstlenen kadınlara gösterilen saygı, verilen değer, gelişmişlik seviyesinin de en önemli göstergesidir.

Bugün, burada toplanan seçkin topluluğun, medeniyetler ittifakının geliştirilmesine, farklı kültür ve inançların bir arada yaşamasına dönük çabalara değerli katkılar yapacağına yürekten inanıyorum.

Ben, kadınların sosyal ve siyasi hayata daha fazla katılmalarını, tüm insanlığın kazanımı olarak değerlendiriyorum.

Bunu sağlamak için de, tüm bireylerin kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın, eğitim seviyesinin ve kalitesinin yükseltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Zira toplumdaki bütün bireylerin eğitiminde eşitlik sağlanmadan, gelişmeden söz edilemez.

Kadınların eğitim düzeyi arttıkça, çalışma hayatına, siyasete ve karar mekanizmalarına katılımı da güçlenmektedir.

Kadınların karar alma süreçlerine eşit katılımı, kadının statüsünün geliştirilmesinin ön şartıdır.

Değerli Misafirler,

Türkiye'de kadınlarımız siyasi ve hukuki haklarını pek çok Batı ülkesinden daha önce elde etmişlerdir.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren kadınlara tanınan siyasi, toplumsal ve ekonomik haklar sayesinde, Türk kadınına ülkesinin gelişimine katkıda bulunma imkanı verilmiştir.

1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren ülkemizde kadın haklarının geliştirilmesi yönündeki çalışmalar özellikle hız kazanmıştır.

Çeşitli uluslararası sözleşme ve kararlar ile Avrupa Birliği'ne uyum kriterleri ülkemizde kadın hakları alanında yapılan çalışmalara yön vermiştir.

Kadınlarımızın ulusal ölçekte, hayatın her alanına eksiksiz katılabilmesi için gerekli bütün yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Nitekim, son olarak Medeni Kanun'da ve Anayasa'da yaptığımız değişiklikler, kadın-erkek eşitliğinin güçlendirilmesi, özellikle kadınların toplumsal hayatta karşılaştığı sorunların giderilmesi doğrultusunda attığımız adımların en somut örnekleridir.

Neticede bugün, siyasi haklar bakımından Türk kadınlarının önünde hukuki bir engel kalmamıştır.

Bürokraside, akademik hayatta, uzmanlık gerektiren mesleklerde kadınlarımızın oranı pek çok Batı ülkesiyle kıyaslanabilir seviyededir.

Türk kadınları keza uluslararası kuruluşlarda da üst düzey görevler üstlenmişlerdir.

Kadınlarımızın, bugün hâlâ günlük hayatlarında toplumsal yapıdan, geleneklerden kaynaklanan sorunlar yaşadığını biliyoruz.

Bu sorunların çözümü için yasal düzenlemeleri aşan bir şuuru, bir duyarlılığı hayata hakim kılmalıyız.

Sözün burasında altını çizerek söylüyorum; toplumların olduğu gibi, devletlerin de kadına karşı ayrımcılığı töre haline getirmesi kabul edilemez.

Şu gerçeği her zaman ifade ediyoruz, burada bir kez daha dile getirelim ki, kadına karşı cinsiyet ayrımcılığı en az ırkçılık kadar tehlikeli ve yanlıştır.

Hiçbir töre, hiçbir gelenek, hiçbir anlayış insanın insana karşı şiddet kullanmasının mazereti, gerekçesi olamaz.

Bu şuurun gelişmesinde parlamenterlere, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, basına, akademik kuruluşlara, toplumun kanaat önderlerine büyük görevler düşmektedir.

Hükümet olarak biz de bu konuda her türlü işbirliğine hazırız.

Çünkü kadınlarımızın, hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de daha fazla temsil edilebilmelerinin sağlanması, demokrasimizi daha da güçlendirecektir.

Bu noktada, 1990'da kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün özveriyle gerçekleştirmekte olduğu faaliyetleri takdirle karşıladığımı belirtmek istiyorum.

Saygıdeğer Konuklar,

Türk kadınının elde ettiği kazanımların gelişmekte olan ülkeler için de örnek teşkil edeceğini, ilham kaynağı olacağını düşünüyorum.

Medeniyetler arası ittifakın temelinde insana ve insan haklarına saygı, demokrasi ve hoşgörü yatmaktadır.

Esasen medeniyet, bizatihi insanın gelişimi, refahı ve huzurudur.

İnsan haklarına saygının, birey ve toplumun hukukunu korumanın temel unsurlarından biri de kadın haklarının korunmasıdır.

53. BM Genel Kurulu'nda kabul edilen, Barış Kültürüne ilişkin Deklarasyonda, "barış kültürü"nün şiddeti reddeden, sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini öngören bir değerler bütünü olduğu ifade edilmektedir.

Zaten, kadın-erkek eşitliği de barış kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır.

"Medeniyetler İttifakında Kadının Rolü" konulu bu konferans, farklı coğrafyalardan gelen aydın kadınların, dünya kadınlarının hak ve eşitlik isteklerini dile getirecekleri önemli bir platform olacaktır.

Bugün ve yarın gerçekleştirilecek olan toplantılarda, farklı kültür ve medeniyetlere mensup" kadınlar olarak ortak değerlerinizi, ortak sorunlarınızı dile getirmek suretiyle yeni yakınlaşmalar sağlayacaksınız.

Medeniyetler İttifakı girişiminin eş-başkanı olarak, üreteceğiniz fikir ve tavsiyelerin girişim bünyesinde en ciddi şekilde ele alınacağı konusunda sizi şimdiden temin ederim.

Bu düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, iki gün sürecek yoğun çalışmalarınızda başarılar diliyorum.