Kadın İstihdamı

TÜRKİYE'DE KADINLARIN ÇALIŞMA YAŞAMINA KATILIMI
VE
AVRUPA BİRLİĞİ'NE UYUM SÜRECİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN ÇALIŞMALAR

A) Kadınların Çalışma Yaşamına Katılımı

Kadınların işgücüne katılımı, sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsuru olarak kabul edilmekle birlikte, işgücüne katılım oranları düşük olup, yıllara göre azalma göstermektedir. Kanunlardaki eşitlikçi yapıya rağmen, kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşamaması bu düşüşün önemli nedenlerinden biridir ve Türkiye'de kadın istihdamı temel sorun alanlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir. Kadınların işgücüne katılma oranı 1990'da % 34,1 civarındayken, 2002 yılında % 26,9', 2004 yılında %25,4'tür.

Yine 2004 verilerine göre; kente göre (% 18,3) kırsal alanda daha çok kadın işgücüne katılıyor (% 36.7) gibi görünse de kırdaki 100 kadından 89'u tarım kesiminde ve bunların % 81.9'u herhangi bir ücret almaksızın ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.

Türkiye geneline baktığımızda da istihdama katılan kadınların %58.5'i tarım sektöründe, %12.9'u sanayi sektöründe, %28,6'sı ise hizmetler sektöründe çalışmaktadır.

İşteki durumları açısından bakıldığında 100 kadından sadece 13'ü kendi hesabına ve işveren konumunda çalışmakta, 38'i herhangi bir ücret ya da yevmiye karşılığında çalışmakta ve 49'u ücretsiz aile işçisi olarak çalışma yaşamında yer almaktadır.

Ayrıca köyden kente göçü yoğun olarak yaşayan ülkemizde, köyde işgücü içinde görülen kadın kente geldiğinde yeterli eğitim ve mesleki bilgi-beceriye sahip olmaması nedeniyle kent işgücü piyasasına girememekte, işgücü dışında kalarak genellikle ev kadını olmaktadır. İşgücüne katılmayan 100 kadından 70.1'i işgücüne katılmama nedeni olarak "ev kadını" olmalarını göstermektedir. Bu olgu hem kırda hem de kentte kadının işgücüne katılımını azaltmaktadır. Gelir azlığı nedeniyle çalışmak zorunda olan kadın, sosyal güvencesiz düşük statülü-gelirli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.

Kadın işgücünün en çok istihdam edildiği ikinci sektör hizmetler sektörüdür. Bu sektördeki iş alanlarından bazıları özellikle "kadınlar için uygun alanlar" olarak toplumsal kabul görmüşlerdir.

Üçüncü sektör olan sanayi sektörü, özellikle imalat sanayi halen kadın işgücünün oldukça sınırlı olduğu bir sektör olma özelliğini korumaktadır. Oysa aynı sektörde tekstil, gıda, hazır giyim gibi emek yoğun sanayi dalları için kadınlar halen tercih edilen işgücü konumundadır. Her iki sektörde de özellikle kayıt dışı işyerlerinde yoğunlukla kadın ve çocuk işgücü her türlü sosyal hak /sosyal güvenceden yoksun şekilde çalıştırılmaktadır.

İstihdamda yer alan 100 kadından 71'i herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmaksızın çalışmakta, bunlarında % 68'ini ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Ücretli veya maaşlı çalışan kadınların % 18'i, yevmiyeli olarak çalışan kadınların % 95.6'sı, işveren kadınların % 24'ü, kendi hesabına çalışan kadınların % 91'i herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmaksızın çalışmaktadır.

Sosyal güvenlik kapsamında bulunan kadınların % 60.5'i SSK, % 33.4'ü Emekli Sandığı ve % 5.7'si de Bağ-Kur'a bağlı olarak çalışmaktadır.

Devlet İstatistik Enstitüsünce informal sektör olarak tanımlanan şirketleşmemiş, basit usulde vergilendirilen veya hiç vergi vermeyen, 1-9 oranında çalışanı olan ve tarım dışı tüm iktisadi birimleri kapsayan (kendi hesabına veya işveren olarak) informal sektörde çalışanların % 15'ini kadınlar oluşturmakta ve bunların % 95'i sosyal güvenceden yoksun bulunmaktadır.

İşsizlik oranları Türkiye genelinde % 9,7, kentte % 17,9 ve kırsal alanda % 3.2'dir. Kentte yaşayan en az lise mezunu olan genç kadın nüfusundaki işsizlik oranı % 18.6, aynı durumda olan erkekler için ise % 10.4'dür. Eğitimsiz ve donanımsız kadının yanında eğitimli ve genç kadın nüfusta da işsizlik oranlarının yüksek olması, kadın istihdamında yaşanan sorunlar açısından önemli bir göstergedir.

Bu durum büyük ölçüde gelir dağılımına da yansımaktadır. Kadın ve kız çocuklarının yaşamlarının her alanında gelir dağılımındaki bozulmadan en fazla etkilenen grup olduğu açıktır. Gelirin, dolayısıyla yaşam standartlarının düşüşü kadınları bir yandan daha çok marjinal işlerde çalışıp azalan geliri artırmaya zorlarken, diğer yandan, ev içi üretime ayırdıkları zamanı artırmıştır.

Kadınların iş yaşamına katılımları ve iş yaşamındaki konumları eğitim durumlarına bağlı olarak başarılı tablolar da sergileyebilmektedir. Bilindiği gibi eğitim, kadının toplumsal yaşamının diğer alanlarına katılımının da temel unsurdur. Ülkemizde, eğitimin her kademesinde kız çocuklarının okullaşma oranları artmakta olup, bugün yüksek oranda üniversite mezunu kadına sahip bulunmaktayız. Bu paralelde tıp, hukuk, mimarlık gibi alanlarda ve üniversitelerimizde kadınların sayıları giderek artmakta ve önemli başarılara imza atılmaktadır.

Bugün ülkemizde üniversitelerde öğretim elemanı kadın oranı % 36 olup, toplam profesörler içinde kadın oranı % 25'e ulaşmıştır. Mimarların % 31'i, doktor ve operatörlerin % 29'u, avukatların ise % 26'sı kadındır.
Karar alma mekanizmalarına katılım açısından önemli alanlardan biri olan Kamu Yönetimindeki duruma baktığımızda, 2001 yılı verilerine göre kamuda çalışan orta ve üst düzey yöneticilerin yüzde 29'unun kadın olduğu görülmektedir.

Kadınların istihdam alanındaki sorunları özetle şunlardır:

-Kadınların eğitim düzeyi arttıkça, işgücüne katılım olanakları artmaktadır. Ancak, halen eğitimin her kademesinde kadınlar için bir eşitsizlik söz konusudur. Bu eşitsizliğin gelecekte giderilmesi ümit edilse bile, kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime ihtiyaç vardır.

-Kadınların hem çalışma yaşamına girmesi, hem de girdikten sonra işte devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. 2003 yılında yürürlüğe giren Yeni İş Kanunu'nunda aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamayacağı hükmedilmektedir. Ancak belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı ayrımcılık örnekleriyle karşılaşılmaktadır.

- İş piyasasında iş ve mesleklerin "kadın işleri" ve "erkek işleri" olarak ayrışıp toplumsal kabul görmesinden dolayı, kadınlar ancak geleneksel kadın mesleklerinde yoğunlaşmakta, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olmaktadırlar. Bu işler süreli ve geçici çalışmayı, sosyal güvencesizliği beraberinde getirmektedir.

- Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları olan tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır. Ancak, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında bu sektörlerdeki kadın işgücü oranı düşüktür.

-Tarım sektöründeki kadınlar, çoğunlukla ücretsiz aile işçisi konumunda olmaları gelir etmemeleri, gelir azlığı nedenleriyle, yasal bir engel olmamasına rağmen sosyal güvenlik kapsamına büyük ölçüde girememektedirler.

-Türkiye'de üç farklı sosyal güvenlik kuruluşu bulunmaktadır. İşçi statüsünde çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK), memur statüsünde çalışanlar Emekli Sandığına, bağımsız çalışanlar ise kapsamında yer alabilmektedirler. Ancak bir işyerinde çalışmasına rağmen sigortalı olmayan çok sayıda kadın vardır. Ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık imkanı sağlayan Bağ-Kur uygulaması primlerin yüksekliği, prim ödemede eşe bağımlı olma ve yeterli bilgi sahibi olmama gibi nedenlerle sınırlı kalmaktadır.

-Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi ve/veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeni, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlardır. Aile yaşamında çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri sadece kadınların sorumluluğunda gören anlayış yerine, bu sorumlulukların anne, baba, devlet veya işveren arasında paylaşılması yaklaşımı benimsenmelidir. Ancak ülkemizde kreş gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları tüm çabalara karşın yeterli sayıya ulaşamamıştır.

Bu engelleri ortadan kaldırmak ve sorunlara çözüm üretmek amacıyla yasal ve idari düzenlemeler yapılmakta, projeler yürütülmektedir. Bu çalışmalar özetle şunlardır:

- 2001 yılında Yeni Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni Medeni Yasa ile aile reisliği kaldırılmış, yasal mal rejimi olarak "edinilmiş mallara katılma" rejimi, eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetecekleri hükmü getirilmiş,evlilik birliğini temsil yetkisi eşlerin her ikisine birlikte verilmiştir. Eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir.

- Yeni Medeni Yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemeleri kurulması konusu gündeme gelmiş ve Aile Mahkemelerinin Kurulmasına Dair Kanun 2003'de yürürlüğe girmiştir.

- Kadınların hem çalışma yaşamına girmesi, hem de girdikten sonra işte devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. 2003 yılında yürürlüğe giren Yeni İş Kanunu'nunda aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamayacağı hükmedilmektedir. Kanunda işverenin işçiye cinsel taciz de bulunması veya işyerinde bulunan diğer kişiler tarafından tacize uğradığını bildiği halde işverenin gerekli önlemleri almaması halinde işçinin derhal fesih yetkisi bulunduğu hükmü yer almaktadır.

- 2004 yılında Anayasanın 10. ve 90. maddelerinde yapılan değişiklikler ile kadınla erkeğin her alanda eşit haklara, eşit imkanlara kavuşması ve CEDAW Sözleşmesi de dahil olmak üzere temel hak ve özgürlükleri hedef alan uluslararası belgelerin kanunların üzerine çıkarılması hükme bağlanmıştır.

- Yeni Türk Ceza Kanunu 12.10.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış ve 1.Haziran.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İşyerinde cinsel taciz kavramının getirilmesi ve sadece üst yönetici değil çalışanlar arasında da cinsel taciz suçuna yaptırım getirilmesi, çalışma hayatı açısından Kanunda getirilen önemli bir düzenlemedir.

- AB Müktesebatına Uyum Ulusal Programımızda yer alan taahhütlerimizden biri "Doğum izinleri ve Ebeveyn İzni Müessesinin Tesisi" ile ilgilidir. Kadınların istihdama giriş ve istihdamda kalışlarını çok yakından ilgilendiren çocuk bakımı sorumluluğunun paylaşılması amacıyla "Devlet Memurları Kanunu ve İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" hazırlanmıştır.

Tasarı ile işçi ve memur olarak çalışan kadınlarımızın ücretsiz doğum izinlerinin anne ve babaların kullanabileceği ebeveyn izni haline getirilmesi, evlat edinme halinde bu izin haklarından yararlanılabilmesi amacıyla ülkemizin koşulları ve ilgili AB Direktifleri dikkate alınarak hazırlanan Kanun Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemindedir.

- "Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik" 14.Temmuz.2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

- "Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik"
9 Ağustos 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

- Personel alımlarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasına ilişkin "Personel Temininde Eşitlik İlkesine Uygun Hareket Edilmesi" konulu 2004/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi 22 Ocak 2004 tarihinde 25354 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

- Türkiye'nin AB istihdam stratejisine dahil olma çabaları, kadın istihdamının da artırılmasında itici bir role sahiptir. Bilindiği üzere Avrupa İstihdam Stratejisinin 4 boyutundan birisini kadın erkek eşitliği oluşturmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ülkemizin AB İstihdam Stratejisine dahil olması amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çerçevede, "İstihdam Durum Raporu" hazırlanmış ve kadınların iş piyasasındaki konumları bu raporda incelenmiştir. Halen Ortak İstihdam Değerlendirme Belgesi üzerinde çalışılmaktadır. Sürecin devamında bir Ulusal Eylem Planı hazırlanacak ve bu Planda kadınların istihdam piyasasındaki pozisyonlarının iyileştirilmesi için gereken önlemlere yer verilecektir.

- Türkiye, Avrupa Birliğinin Cinsiyet Eşitliği Topluluk Programına 2003-2006 dönemi itibariyle katılım sağlamakta ve bu çerçevede duyarlık artırıcı seminerler desteklenmektedir.

- Türkiye'de kadın istihdamının geliştirilmesine yönelik olarak Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve AB Komisyonu işbirliği ile "Aktif İşgücü Programları Projesi" yürütülmektedir. Söz konusu projenin hedef gruplarından birisi de kadınlardır. Bu çerçevede kabul edilen 30 adet kadın projesi desteklenecek olup, böylece kadın istihdamının geliştirilmesine katkıda bulunulacaktır.

- Halen düşük düzeyde olan kadınların işgücüne katılımını artırmak amacıyla; Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK), Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ve kadın sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli çalışmalar ve projelere Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü işbirliği kuruluşu olarak katılmakta ve katkı sağlamaktadır.

- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün KOSGEB ve İŞKUR Genel Müdürlüğü ile başlattığı kadın istihdamının artırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi doğrultusundaki girişimleri sürdürülmektedir. 2006 yılı içinde ilki Ankara'da olmak üzere seçilecek çeşitli illerde "Kadın Girişimciliği Eğitimi Programı"düzenlenmesi amacıyla KOSGEB ile işbirliği çalışmaları başlatılmıştır.

- Halk Bankası A.Ş Genel Müdürlüğü tarafından ''Genç Girişimci Kredisi'' başlığı altında ilk kez mal ve hizmet üretimi, serbest meslek yada ticari faaliyete yönelik iş yeri açmak isteyen, elinde yapacağı işle ilgili geçerli bir belgeye veya işle ilgili bilgi ve deneyime sahip 35 yaşını aşmamış erkek ve kadın girişimcilere yönelik bir program uygulanmaktadır. Söz konusu programın kadın girişimciler için ayrı bir başlık altında ele alınması, yeni bir kurumsal düzenlemeyle kadın girişimciliği departmanı oluşturulması yönünde anılan Genel Müdürlük nezdinde girişimde bulunulmuştur.

B) Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Sosyal Politika ve İstihdam Alanında Türkiye'de Gerçekleştirilen Çalışmalar

Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylık statüsü, l0-ll Aralık 1999'da yapılan Helsinki Zirvesi sonrasında başlamıştır. Aday ülke statüsü kazanan ülkemiz, katılım öncesi stratejiye dahil edilmekle diğer aday ülkelerle eşit konuma gelmiştir. Zirve sonuç bildirisinde, Avrupa Birliği tarafından Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlanması, Türkiye tarafından Ulusal Program hazırlanması öngörülmüştür. 29 Nisan 2000'de Türkiye- Avrupa Topluluğu Ortaklık Konseyi, Lüksemburg'da toplanmış, Komisyon tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi ile Türkiye'nin Katılım Yönünde İlerlemesi Üzerine 2000 Düzenli Raporu 8 Kasım 2000'de açıklanmıştır. Katılım Ortaklığı Belgesi, 4 Aralık 2000'de Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilmiştir. 2001 ve 2003 yıllarında iki kez Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı hazırlanarak, Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Çalışma yaşamında kadın - erkek eşitliğine dair Topluluk müktesebatına uyum sağlanması, Ulusal Programda yer almıştır.

Temel olarak hedeflenen "eşitlikçi politikaların" yaygınlaştırılması ve etkin olarak her kesim ve alanda uygulanmasıdır. Türkiye'de bu amaca yönelik çalışmalar 1990 yılında Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün kurulması ile tek çatı altında toplanarak sistemli bir temele oturtulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar ile işbirliği içinde kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadının kalkınmaya katılımının artırılması çalışmalarında ulusal mevzuat ile uluslararası sözleşme ve kararlar doğrultusunda gerekli koordinasyonu yapmaktadır.

Toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliği konusunu ele alan, uygulamalardaki aksaklıkların giderilmesine yönelik olarak çalışmalar yürüten Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün çalışmalarının bir diğer kısmını da toplumsal bilinç oluşturulmasına katkıda bulunmak üzere yaptığı çalışmalar oluşturmaktadır.

Bu çalışmalarda temel alınan dayanaklar arasına Avrupa Birliğine giriş sürecinin getirdiği yükümlülüklerin de ilave olması, kadın-erkek eşitliği yolundaki politika oluşturma ve uygulama çabalarına ivme kazandırmış, daha fazla sayıda kurum ve kuruluşa somut görevler yüklenmiştir.

Özellikle sosyal, kültürel ve siyasi alanda genel bakış açısı ile yürütülen uyum çalışmaları içerisine kadın konusunun entegre edilmesi kesit bir sektör olan kadın-erkek eşitliği konusunu birçok alan için önemli bir kriter haline getirmiştir. Bu alanda gerçekleştirilen çalışmalar özetle şunlardır:

1-Öncelikle yasal altyapının tartışıldığı ve T.C. Anayasasının bütünüyle yeniden ele alındığı uyum sürecinde AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Program doğrultusunda yapılan çalışmalarda 10'uncu ve 90'ıncı maddelerinde yapılan değişiklikler istihdam alanı da dahil her alanda kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olumlu düzenlemelerdir.

2004 yılında yapılan değişiklik ile;
- Anayasa'nın 10 uncu Maddesine "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür." hükmü eklenmiştir.
- Anayasa'nın 90 ıncı Maddesinde yapılan değişiklik ile CEDAW Sözleşmesi de dahil olmak üzere temel hak ve özgürlükleri hedef alan uluslararası belgelerin kanunların üzerine çıkarılması sağlanmıştır.

2- Doğum izinleri konusunda farklı sosyal güvenlik kuruluşlarına bağlı olarak çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması amacıyla "Devlet Memurları Kanunu ve İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" hazırlanmıştır.

Ülkemizin toplumsal gerçekleri ve bugüne kadar taraf olduğu uluslararası sözleşmeler doğrultusundaki taahhütleri dikkate alınarak hazırlanan Tasarı, TBMM Genel Kurul'un gündemindedir.

Tasarıda; doğum sonrası ücretsiz ebeveyn izni süresi işçi ve memurlar açısından oniki ay olarak öngörülmüştür. Memurlar için bu süre kadın ve erkek için toplam oniki ay,işçiler için ise kadın ve erkek için en fazla altışar ay olarak tespit edilmiştir.

Tasarının yasalaşması ile ülkemizde ebeveyn izni ve evlat edinme halinde de bu izin hakkından yararlanma konusundaki toplumsal beklentiye cevap verilecektir.

3-Günümüzde kadınların siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik hayata katılımını sağlayacak tüm haklardan erkeklerle eşit şekilde yararlanmaları insan haklarının bir gereği olarak değerlendirilmektedir. Bu anlayış "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi"nde olduğu gibi uluslararası düzenlemelerde de yansımasını bulmaktadır. Erkek ile kadın arasında tam eşitliğin sağlanabilmesi için kadın ve erkeğin geleneksel rollerinin değişmesi gerektiğini vurgulayan ve bunun yasal düzenlemeler ve uygulamalar yoluyla hayata geçirilmesini amaçlayan anılan Sözleşme ülkemiz tarafından önceki Medeni Kanunumuzdaki kadınların hukuki ehliyeti kullanma, sözleşme yapma hakkı, ikametgah seçimi, çocuklarla ilgili sorumluluklar, aile adı, iş ve meslek seçimi gibi maddeler nedeniyle çekince konularak 1985 yılında imzalanmış, 1986 yılında da yürürlüğe girmiştir.

Ülkemiz tarafından CEDAW Sözleşmesi'ne konulan çekinceler, Eylül 1999 tarihinde kaldırılmıştır. 8 Aralık 2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak Ocak 2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunundaki eşitlikçi düzenlemeler, Sözleşme çekincelerinin gerekçelerini de ortadan kaldırmıştır. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü kurulduğu tarihten itibaren Medeni Kanun Tasarısını her aşamada takip etmiş sivil toplum kuruluşlarının önerilerini de alarak Tasarıda yer alması istenilen hususları Adalet Bakanlığı aracılığıyla Medeni Kanun Komisyonuna iletmiştir.

4- 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Medeni Kanun evlilik birliğinin sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olduğu gerçeğinden hareketle, ortak yaşamda eşler arasında esas itibariyle hukuki eşitlik sağlamayı amaçlamaktadır. Kanun, eşlerin evlilik birliğine yalnız parasal olarak yaptıkları katkıları değil, aile içi yükümlülüklerini yerine getirirlerken sarf ettikleri emek ve zihinsel katkıları da değerlendirmektedir.

5-"AB Müktesabatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programın"da yer alan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri hakkındaki Kanun Tasarısı 6.Kasım.2004 tarihinde TBMM'nde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.